Kitabiyat : Cahiliyeden asrı saadete
Yazar:Karatay, Fehmi Ethem
Kategori:Genel
1Bölüm
{tr:Podcast_Duration}:00:19:11
Kategori:Genel

Kitâbiyat: Türk Kütüphaneciliğinin Temelleri Üzerine Kapsamlı Bir Analiz ve Özet Türkiye Cumhuriyeti’nin kurumsallaşma sürecinde bilgi yönetimi ve kütüphanecilik disiplininin profesyonel bir kimlik kazanması, hiç kuşkusuz Fehmi Ethem Karatay’ın 1925 yılında attığı akademik adımlarla mümkün olmuştur. 1888 yılında İstanbul Eyüp’te dünyaya gelen, Galatasaray Sultanisi ve Sanayi-i Nefise Mektebi’ndeki eğitiminin ardından Paris’te modern kütüphanecilik metodolojileri üzerine uzmanlaşan Karatay, yeni devletin bilişsel altyapısını inşa eden stratejik bir figürdür. Karatay’ın 1925 yılının Eylül ayından 1926 yılının Mayıs ayına kadar İstanbul Üniversitesi bünyesinde yaklaşık yedi buçuk ay boyunca sürdürdüğü kütüphanecilik kursu, bu alanın Türkiye’deki ilk ciddi uzmanlık eğitimi olarak tarihe geçmiştir. Pazartesi, Çarşamba ve Cumartesi günleri gerçekleştirilen bu derslerin notlarından süzülen Kitâbiyat adlı eser, sadece teknik bir kılavuz değil, kütüphaneciliği memuriyetten çıkarıp evrensel standartlara taşıyan bir bilimsel manifestodur. Karatay’ın İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’ndeki kurucu rolü ve sonrasında Topkapı Sarayı gibi devasa koleksiyonların tasnifindeki hizmetleri, bu eserin neden Türk kütüphanecilik tarihinin kurucu metni sayıldığını açıklamaktadır. Eserin teorik zeminini oluşturan kitabın ontolojisi, Karatay tarafından maddi varlık ve fikri muhteva arasındaki kopmaz bağ üzerinden tanımlanır. Kitabı insanlığın maddi şekle bürünmüş hafızası olarak nitelendiren Karatay, bu yapıyı maddi, grafik, dilsel ve manevi unsurlar olmak üzere dört temel katmanda inceler. Maddi unsurlar kapsamında kitabın hacmi, ebadı ve kağıt kalitesi üzerinde durulurken; grafik unsurlar metnin dizilişinden tezhiplere, tasvirlerden cilt detaylarına kadar geniş bir yelpazeyi kapsar. Karatay’ın profesyonel standartlar getirdiği en somut alanlardan biri de kitabın fiziki hacmidir. Bu doğrultuda elli sayfaya kadar olan eserler risalecik, elli ile yüz sayfa arasındakiler risale ve yüz sayfayı aşan çalışmalar ise cilt olarak kategorize edilir. Kitabın sadece bir nesne değil, bir fikir aktarım organı olduğunu vurgulayan yazar, John Milton’ın kitabı geleceğe uzanan bir kuvvet olarak görmesi veya Montaigne’in kitabı canlı bir toplanma yeri olarak tasvir etmesi gibi felsefi atıflarla metnini zenginleştirir. Bu ontolojik yaklaşım, kütüphanecilik biliminin sadece bir kayıt tutma işlemi değil, insanlık birikimini koruma sanatı olduğunu ortaya koymaktadır. Kitabın teknik bir devrime dönüşerek kitleselleşmesi sürecinde kağıt üretimindeki gelişmeler merkezi bir rol oynar. Karatay, paçavradan kağıt üretiminin keşfedilmediği bir senaryoda, pahalı ve nadir bir malzeme olan tirşe yani parşömen kullanımının bilginin demokratikleşmesini engelleyeceğini savunur. Matbaacılık tarihini ksilografi denilen tahta oyma baskıdan tipografi denilen hareketli metal harf sistemine geçişle analiz eden yazar, bu teknolojik sıçramanın toplumsal etkilerini detaylandırır. Matbaanın Osmanlı coğrafyasına 1726-1727 yıllarında İbrahim Müteferrika ile girişi, Karatay’a göre bilginin yayılım hızını kökten değiştirmiştir. Müteferrika matbaasında basılan Van Kulu Lügatı, Cihannüma ve Takvimü't-Tevârîh gibi eserler, Türk yayıncılık tarihinin teknik ve entelektüel kırılma noktalarıdır. II. Mahmut döneminde kurulan Matbaa-i Amire ile devletin resmi bir kurumu haline gelen basım süreci, Şinasi’nin 1861’de beş yüz parçalık Osmanlı harf kalıplarını yüz yirmi parçaya indirerek sadeleştirmesiyle estetik ve teknik bir olgunluğa erişmiştir. Basım teknolojilerindeki bu devrimsel dönüşüm, Karatay’ın metninde son derece hassas teknik verilerle desteklenir. Gutenberg’in saatte yalnızca iki yüz baskı yapabilen ahşap tezgahlarından, Marinoni’nin saatte sekiz ila on bin baskı yapabilen ilk rotatif makinelerine uzanan evrim, bilginin üretim hızını muazzam bir boyuta taşımıştır. Karatay, Marinoni’nin modern makinelerinin altmış dört sayfalık on iki bin beş yüz nüshayı veya dört sayfalık iki yüz bin nüshayı basabilme kapasitesini belirterek, sanayileşmiş kütüphaneciliğin gerekliliğine işaret eder. Harf üretiminde çelik kalemle bakır kalıplara vurulan darbelerden elde edilen ve antimuan ile kurşun karışımından dökülen tip veya sarf adı verilen harflerin üretim süreçleri, eserin teknik derinliğini gösterir. Bu teknik mükemmeliyet arayışı, kağıt seçiminde de kendini gösterir. Karatay’a göre, elli yaprağı yirmi iki kilo gelen kağıdın sahnı yani opaklığı, mürekkebin arka tarafa geçmemesi açısından en uygun ölçüdür. Üretilen bu bilgi nesnesinin insan zihniyle buluşma anı olan okuma eylemi, Karatay tarafından hem fizyolojik hem de psikolojik bir süreç olarak analiz edilir. Okumayı bir akli jimnastik ve fikir temsil etme sanatı olarak gören yazar, okuma çeşitlerini genel kültür, eğlenme ve sistematik öğrenme olarak ayırır. Karatay’a göre edebi eserler bir hamlede okunmalı, ilmi eserler ise tartışarak ve not alarak zihne nakşedilmelidir. Okumanın fizyolojisi konusunda Doktor Javal ve Weber’in ölçümlerine dayanan Karatay, okur sağlığı için katı kurallar önerir. Göz ile kitap arasındaki mesafenin otuz santimetre olması, ışığın en az on mum gücünde bulunması ve harf büyüklüğünün on puntoya tekabül eden, her santimetrede yedi harfi geçmeyecek bir düzende olması gerektiğini belirtir. Kağıt renginin gözü yormayacak krem veya pembemsi beyaz tonlarda olması, parlak kağıtlardan ise kaçınılması gerektiği yönündeki uyarılar, Karatay’ın kütüphaneciliği bir toplum sağlığı ve eğitim meselesi olarak gördüğünün kanıtıdır. Nitelikli okuma sürecinin vazgeçilmez bir parçası olan fişleme sistemi, hafızanın sınırlılıklarını aşmak için önerilen temel bir metodolojidir. Karatay, hareketli fişlerin ve onlu sınıflama sisteminin kullanılmasını, bilgiyi sadece tüketmek değil, aynı zamanda sistematik olarak saklamak için şart koşar. Yüksek sesle okumanın ifade yeteneğini geliştiren ve fikirleri zihne yerleştiren gücünü vurgulayan yazar, halk kütüphanelerinde kurulacak yirmi beş kişilik okuma gruplarının toplumsal aydınlanmadaki rolüne dikkat çeker. Bu noktada kitabiyat yani bibliyografya bilimi devreye girer. Karatay, bibliyografyayı okur ile kitap arasındaki köprü olarak tanımlayarak, bir araştırmacının tekrara düşmesini engelleyen bir fener vazifesi gördüğünü açıklar. Rumca biblio ve graphein kökenlerinden gelen bu bilim dalı, Karatay’ın vizyonunda evrensel ve milli literatürün tasnif edilmesiyle bilimsel ilerlemenin motoru haline gelir. Eserde sunulan geniş bibliyografik panorama, Karatay’ın evrensel literatüre olan hakimiyetini gözler önüne serer. On üçüncü yüzyılda Richard de Bury tarafından kaleme alınan The Philobiblon’dan başlayarak, Conrad Gesner’in 1545 tarihli Bibliotheca Universalis adlı devasa çalışmasına kadar kütüphanecilik tarihinin köşe taşları metne yedirilir. Karatay, on dokuzuncu yüzyılın en meşhur eserlerinden Brunet’in altı ciltlik Manuel de Libraire çalışmasını, Quérard’ın La France littéraire eserini ve Julius Petzholdt’un 1866 tarihli Biblioteca Bibliografica’sını zikrederek, Türk kütüphanecisinin hangi küresel kaynaklardan beslenmesi gerektiğini gösterir. Milli literatürde ise Kâtip Çelebi’nin Keşfü’z-Zünun adlı eserini ve ona Arabacı İbrahim Ağa tarafından yapılan eklemeleri en kıymetli referans olarak konumlandırır. Bu geniş liste, Karatay’ın kütüphaneciliği sadece yerel bir pratik olarak değil, uluslararası bir bilgi ağı olarak kurguladığının göstergesidir. Kütüphanecilikte tasnifin önemini tartışırken Karatay, Dewey’in Onlu Sınıflama Sistemi’nin otuz altı binden fazla bölümüyle evrensel bilgi dökümünü nasıl mümkün kıldığını anlatır. Ancak Karatay’ın esere kattığı en özgün boyut, Psychologie bibliologique olarak adlandırılan ruh bilimi kitabiyatıdır. Bu yaklaşım, kitapları sadece konularına göre değil; hadiseleri somut açıklayanlar, düşünce ve araştırmaya dayalı olanlar, felsefi derinliği bulunanlar ve ahlaki hislere hitap edenler olarak dört psikolojik kategoride inceler. Bu analiz, kütüphaneciliği teknik bir kataloglama işleminden çıkarıp, bilginin birey üzerindeki duygusal ve zihinsel etkisini yöneten bir disipline dönüştürür. Brüksel Uluslararası Bibliyografya Kurumu gibi devasa organizasyonların milyonlarca fişlik çalışmaları, Karatay için bilginin küresel barış ve birikim için nasıl örgütlenmesi gerektiğinin bir modelidir. Sonuç olarak Fehmi Ethem Karatay’ın Kitâbiyat adlı bu çalışması, 1925 yılının kısıtlı imkanları ve geçiş dönemi şartları içinde, Türk kütüphaneciliğinin profesyonel ve etik standartlarını belirleyen yegane eserdir. Kağıdın gramajından matbaa makinelerinin devir sayısına, okuma mesafesinden evrensel bibliyografya tarihine kadar uzanan bu sentez, Karatay’ın Batılı kütüphanecilik anlayışını yeni Cumhuriyet’in köklerine nasıl başarıyla aşıladığını göstermektedir. Karatay’ın mirası, kütüphaneyi sadece kitapların dizildiği sessiz bir mekan olarak değil, toplumun zihinsel gıdasının pişirildiği ve evrensel bilgiyle harmanlandığı dinamik bir merkez olarak tanımlamasıdır. Bugün Bilgi ve Belge Yönetimi olarak adlandırılan modern disiplin, tüm teknik yeniliklerine rağmen Karatay’ın bu eserde kuramsallaştırdığı sistematik, bilimsel ve toplumsal sorumluluk esasları üzerine yükselmeye devam etmektedir. ... Devamını Oku

Diğer Podcastler
Keşfetmeye hazır podcast serileri!
Her yerden erişin İster masaüstü ister mobil cihazınızla.
30.000’den fazla e-kitap Kurgu ve kurgu dışı binlerce içerik parmaklarınızın ucunda!
Sesli kitaplarOkuyamıyorum diye üzülmeyin; dinleyin!